Boşanmada Eşlerin Eşit Kusuru
Bir boşanma davasında tarafların gerçekleşen kusurlu davranışları incelendiğinde, bazen olaylarda tarafların eşit kusurlu oldukları sonucuna varılabilir. Bu durum, her iki eşin de evlilik birliğinin sarsılmasına sebebiyet veren davranışlarda bulunması halinde gündeme gelir.
Boşanmada Eşlerin Eşit
Kusuru
Boşanma davalarında
hâkimin en önemli görevlerinden biri, tarafların evlilik birliğinin sona
ermesindeki kusur durumlarını tespit etmektir. Zira kusur oranı;
boşanmanın gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini, tazminat ve nafaka taleplerini,
hatta mal paylaşımı sonuçlarını doğrudan etkilemektedir. Uygulamada sıkça
karşılaşılan durumlardan biri de tarafların eşit kusurlu kabul
edilmesidir.
Eşlerin eşit kusurlu
olması, her iki tarafın da evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına yol açan
davranışlarda bulunması ve bu davranışların boşanmada aynı ağırlıkta etkili
olduğunun kabul edilmesi anlamına gelir. Bu durumda mahkeme, boşanmaya karar verebilir;
ancak eşlerden hiçbiri diğerine kusur nedeniyle tazminat talebinde bulunamaz.
Eşit kusur, nafaka ve mal paylaşımı bakımından da önemli sonuçlar doğurur ve
Yargıtay kararlarında sıkça değerlendirilen bir kriterdir.
Boşanmada Kusur Nedir?
Boşanmada kusur, evlilik
birliğinin taraflara yüklediği sadakat, saygı, birlikte yaşama ve yardımlaşma
gibi yükümlülüklerin ihlal edilmesi olarak tanımlanır. Boşanma davalarında
kusur, yalnızca evlilik birliğinin sona ermesi için değil, aynı zamanda maddi
ve manevi tazminat ile nafaka talepleri açısından da belirleyici bir rol oynar.
Türk Medeni Kanunu’nda kusurlu davranışlar tek tek sayılmamış, her somut olayda
hakimin değerlendirmesine bırakılmıştır. Örneğin, şiddet, zina, ilgisizlik,
hakaret ya da ekonomik yükümlülükleri yerine getirmemek gibi
davranışlar kusurlu kabul edilmektedir. Bu tür kusurlu
davranışlar, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına yol açıyorsa boşanma
sebebi olarak değerlendirilir. Dolayısıyla, kusur boşanma davasının merkezinde
yer alan en önemli hukuki kavramlardan biridir.
Boşanma Davasında
Kusurun Önemi
Bir boşanma
davasının sonucunu belirleyen en kritik unsurlardan biri tarafların kusur
durumudur. Kusurlu eş, hem boşanma kararı açısından hem de boşanmanın
fer’î sonuçları bakımından dezavantajlı hale gelir. Eğer taraflar eşit
kusurlu ise, mahkeme yine boşanma kararı verebilir; ancak bu durumda
taraflardan hiçbiri lehine maddi ve manevi tazminat hükmedilemez.
Diğer yandan, ağır kusurlu olan taraf, hem nafaka hem de tazminat
taleplerinde hak kaybına uğrar. Yargıtay kararlarında da görüldüğü
üzere, hatalı kusur belirlemesine dayalı hükümler sıklıkla
bozulmaktadır. Bu nedenle, boşanma davalarında kusurun doğru tespiti, hem adil
bir karar verilmesi hem de tarafların mali haklarının korunması açısından büyük
önem taşır.
Boşanmada Kusur
Sayılan Haller
Kanunda yer alan
düzenlemelere göre, kusur olarak kabul edilebilecek davranışlar sınırlı sayıda
değildir. Zina, şiddet, hakaret, ilgisizlik, ekonomik yükümlülükleri yerine
getirmeme, güven sarsıcı davranışlar ve evlilik birliğinin
temelinden sarsılmasına yol açan her türlü tutum kusur
sayılabilir. Boşanma davalarında, kusurlu davranışları bulunan tarafın
boşanma davası açması mümkündür; ancak davacının davalıdan daha fazla
kusurlu olması halinde, davalı itiraz edebilir. Buna karşılık,
taraflar eşit kusurlu ise, boşanma gerçekleşebilir fakat tarafların
birbirlerinden maddi ve manevi tazminat talep etmeleri mümkün olmaz.
Kusurun niteliği ve derecesi, boşanma davasının sonucunu şekillendiren en temel
unsurdur.
Boşanmada Eşit Kusur
Olan Olaylar
Bir boşanma davasında
tarafların gerçekleşen kusurlu davranışları incelendiğinde,
bazen olaylarda tarafların eşit kusurlu oldukları sonucuna
varılabilir. Bu durum, her iki eşin de evlilik birliğinin sarsılmasına
sebebiyet veren davranışlarda bulunması halinde gündeme gelir. Örneğin, erkeğin
ailesiyle aşırı vakit geçirip eşini ihmal etmesi, kadının ise hakaretlerde
bulunması gibi durumlarda mahkeme tarafları eşit kusurlu kabul
ederek boşanmaya karar verebilir. Boşanma davalarında eşit kusur,
tarafların kusur dengesini eşitleyen ve tazminat haklarını ortadan kaldıran bir
sonuç doğurur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararlarında da
vurgulandığı üzere, boşanmaya sebep olan olaylarda tarafların eşit kusurlu
olması halinde maddi ve manevi tazminata hükmedilemez. Bu
nedenle, olaylarda tarafların eşit kusurlu olduğu sabit olduğunda,
kadının maddi ve manevi tazminat talebi reddedilir.
Kusurlu Eşin Hak ve
Yükümlülükleri
Kusurlu eşin
dava sürecinde ve sonrasında bazı hak ve yükümlülükleri vardır. Öncelikle,
kusurlu olan eşin boşanma davası açabilmesi mümkündür; ancak
davacının kusuru daha ağır ise, davalı eş bu davaya itiraz edebilir.
Ayrıca, kusurlu eş, boşanmanın mali sonuçları bakımından dezavantajlı
konumdadır. Örneğin, kusurlu kabul edilmesi halinde maddi ve manevi
tazminat talep etmesi mümkün olmaz. Bununla birlikte, yoksulluk nafakası
açısından önemli bir ayrım vardır: nafaka talep eden eşin ağır kusurlu
olmaması gerekir. Yani, kusurlu veya eşit kusurlu eş nafaka
alabilirken, tam kusurlu eş bu haktan mahrum kalır. Öte yandan,
iştirak nafakası ve tedbir nafakası gibi çocukla ilgili nafaka türlerinde kusur
durumu dikkate alınmaz.
Boşanma Davasında
Kusur Tespiti
Boşanma davasında
tarafların kusur durumunu belirlemek, hem boşanma kararının verilmesinde
hem de boşanmanın fer’î sonuçlarında büyük önem taşır. Mahkeme, tarafların
evlilik süresindeki davranışlarını değerlendirir ve hangi tarafın daha ağır, az
veya eşit kusurlu olduğu konusunda kanaat oluşturur. Kusur
belirlemesi, tanık beyanları, mesaj ve yazışmalar, raporlar, fotoğraf, video ve
kolluk tutanakları gibi delillerle yapılır. Kusurun tespiti
sırasında kusur değerlendirmesinde hatalı bir sonuca
varılması, hatalı kusur belirlemesine bağlı olarak hükmün bozulmasına
yol açabilir. Dolayısıyla, boşanma davalarında kusur olarak kabul
edilebilir her davranış titizlikle incelenmeli ve eşlerin kusur durumunu
ortaya koyan sağlam delillerle desteklenmelidir.
Tam Kusurlu Eşin
Hukuki Durumu
Tam kusurlu eşin boşanma
davası açması, diğer eşin hiç kusurunun bulunmadığı hallerde genellikle
mümkün değildir. Çünkü tam kusurlu eş, evlilik birliğinin temelinden
sarsılmasına tek başına sebep olan taraftır. Bu nedenle, tam kusurlu eş, maddi
ve manevi tazminat talep edemez ve yoksulluk nafakasından da yararlanamaz.
Yargıtay içtihatlarında da tam kusurlu eşin tazminat veya nafaka
haklarının bulunmadığı açıkça belirtilmiştir. Buna karşılık, kusursuz
veya diğer eşten daha az kusurlu olan taraf, tazminat ve nafaka
talebinde bulunabilir. Eşin ağır kusurlu olduğu hallerde, boşanmanın
mali sonuçlarında bu durum doğrudan etkili olur. Sonuç olarak, kusurlu
veya tam kusurlu eş, boşanma sürecinde ciddi bir dezavantajla karşılaşır.
Kusur Halinde Nafaka
ve Tazminat Sonuçları
Kusur
durumunu belirleyen mahkeme, bu tespiti nafaka ve tazminat kararlarında
doğrudan dikkate alır. Kusursuz veya daha az kusurlu taraf, diğer
eşten maddi ve manevi tazminat talep edebilir. Buna
karşılık, eşit kusuru halinde veya tarafların eşit kusurlu
olması halinde, mahkeme tazminat taleplerini reddeder. Boşanma davasında
eşit kusurlu taraflardan biri nafaka talep ettiğinde, ağır
kusur şartı aranmamakla birlikte, talep eden eşin ağır kusurlu
olmaması gerekir. Örneğin, yoksulluk nafakasına hükmedilebilmesi için
nafaka isteyen tarafın kusurlu olması gerekir şartı aranmaz;
ancak kusurlu olduğunun kabulü gerekir ise bu talep reddedilir.
Özetle, boşanma davalarında eşit kusur veya ağır kusur, tarafların
mali haklarını doğrudan etkileyen en önemli kriterlerden biridir.
