Fiili Ayrılık Nedeniyle Boşanma Davası ve Şartları: 1 Yıl Ayrı Yaşama Şartı
Fiili ayrılık nedeniyle boşanma davası, daha önce boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bir davanın reddedilmesi ve bu ret kararının kesinleşmesinden itibaren 1 yıl geçmesine rağmen ortak hayatın yeniden kurulamaması halinde gündeme gelen bir boşanma yoludur. Bu nedenle kamuoyunda sıkça ifade edilen “1 yıl ayrı yaşayan eşler boşanabilir” düşüncesi tek başına hukuken yeterli değildir. Fiili ayrılık nedeniyle boşanmaya karar verilebilmesi için kanunda öngörülen diğer şartların da birlikte gerçekleşmesi gerekir.
Güncel düzenleme bakımından 1 yıl ayrı yaşama şartı, eşlerin herhangi bir tarihten itibaren ayrı yaşamalarını değil, önceki boşanma davasının reddine ilişkin kararın kesinleşmesinden itibaren 1 yıl boyunca ortak hayatın yeniden kurulamamasını ifade eder. Dolayısıyla daha önce reddedilmiş ve kesinleşmiş bir boşanma davası bulunmadan yalnızca uzun süredir ayrı yaşamak, fiili ayrılık sebebiyle boşanma davasının şartlarını oluşturmaz.
Fiili ayrılık nedeniyle boşanma davasında önceki davanın niteliği, ret kararının kesinleşme tarihi, 1 yıllık sürenin nasıl hesaplanacağı, ortak hayatın yeniden kurulup kurulmadığı ve bu durumun hangi delillerle ispatlanabileceği önem taşır. Bunun yanında kusur, nafaka, maddi ve manevi tazminat, velayet ile görevli ve yetkili mahkeme gibi konular da davanın sonuçları açısından ayrıca değerlendirilmelidir.
Bu yazımızda fiili ayrılık nedeniyle boşanma davasının şartları, 1 yıl ayrı yaşama kuralının hukuki anlamı, önceki boşanma davasının reddedilmiş olmasının önemi, ispat ve deliller ile fiili ayrılık nedeniyle boşanmanın nafaka, tazminat ve velayet üzerindeki etkileri güncel düzenlemeler çerçevesinde ele alınacaktır.
Fiili Ayrılık Nedeniyle Boşanma Davası ve 1 Yıl Ayrı Yaşama Şartı
Fiili ayrılık nedeniyle boşanma davası, daha önce açılmış bir boşanma davasının reddedilmesi ve ret kararının kesinleşmesinden itibaren 1 yıl geçmesine rağmen ortak hayatın yeniden kurulamaması halinde gündeme gelen bir boşanma yoludur. Bu nedenle uygulamada zaman zaman düşünüldüğünün aksine, eşlerin yalnızca 1 yıl boyunca ayrı yaşamaları fiili ayrılık nedeniyle boşanma kararı verilmesi için yeterli değildir.
Türk Medeni Kanunu kapsamında fiili ayrılığa dayalı boşanma bakımından belirleyici olan; önceki boşanma davasının bulunması, bu davanın reddedilmesi, ret kararının kesinleşmesi, kesinleşmesinden itibaren 1 yıl geçmesi ve bu süre içerisinde ortak hayatın yeniden kurulamamış olmasıdır. Bu şartların gerçekleşmesi halinde evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı kabul edilerek eşlerden birinin talebi üzerine boşanmaya karar verilebilir.
Dolayısıyla “1 yıl ayrı yaşayan eşler otomatik olarak boşanabilir” şeklindeki yaygın yaklaşım hukuken doğru değildir. Fiili ayrılık nedeniyle boşanma davasının kendine özgü şartları bulunmaktadır ve bu şartların somut olayda birlikte değerlendirilmesi gerekir.
Fiili Ayrılık Nedeniyle Boşanma Davası Nedir?
Fiili ayrılık nedeniyle boşanma davası, boşanma sebeplerinden herhangi biriyle daha önce açılmış bir davanın reddedilmesi ve bu kararın kesinleşmesinden itibaren 1 yıl geçmesine rağmen eşlerin ortak hayatı yeniden kuramamaları halinde açılabilen boşanma davasıdır.
Burada fiili ayrılık, yalnızca eşlerin farklı evlerde yaşamasını ifade eden sıradan bir ayrı yaşama hali olarak değerlendirilmemelidir. Kanunun aradığı fiili ayrılık, daha önce sonuçsuz kalmış bir boşanma sürecinin ardından evlilik birliğinin yeniden kurulamamasıyla bağlantılıdır.
Güncel düzenlemeye göre boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddedilmesi ve kararın kesinleşmesinden başlayarak 1 yıl geçmesine rağmen ortak hayat yeniden kurulamamışsa, evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı kabul edilir. Eşlerden birinin istemi üzerine boşanma kararı verilebilir.
Bu yönüyle fiili ayrılığa dayalı boşanma, eşlerin uzun süredir ayrı olmasından daha farklı ve teknik şartları bulunan bir hukuki kurumdur. Daha önce reddedilmiş bir boşanma davası bulunmuyorsa, eşler çok daha uzun süredir ayrı yaşıyor olsalar dahi sırf bu süreye dayanılarak fiili ayrılık nedeniyle boşanma davası açılamaz.
Fiili Ayrılık Sebebiyle Boşanma Davasının Şartları Nelerdir?
Fiili ayrılık nedeniyle boşanma davasının kabul edilebilmesi için kanunun öngördüğü koşulların birlikte gerçekleşmesi gerekir. Temel şartlar şunlardır:
Daha önce açılmış bir boşanma davası bulunmalıdır.
Önceki boşanma davasının reddine karar verilmiş olmalıdır.
Boşanma davasının reddine ilişkin karar kesinleşmiş olmalıdır.
Ret kararının kesinleştiği tarihten itibaren 1 yıl geçmiş olmalıdır.
Bu 1 yıllık dönem içerisinde eşler arasında ortak hayat yeniden kurulamamış olmalıdır.
Şartlar gerçekleştikten sonra eşlerden biri boşanma talebiyle dava açmalıdır.
Bu şartlardan özellikle önceki boşanma davasının varlığı önemlidir. Fiili ayrılık, herhangi bir boşanma davası olmaksızın yalnızca ayrı yaşamaya bağlanan bağımsız bir sonuç değildir.
Örneğin eşlerin iki yıldır farklı konutlarda yaşadığını ancak daha önce aralarında açılmış ve reddedilmiş bir boşanma davası bulunmadığını düşünelim. Bu durumda yalnızca iki yıllık ayrı yaşam, fiili ayrılık nedeniyle boşanma davasının şartlarını oluşturmaz.
Buna karşılık önceki bir boşanma davası reddedilmiş, karar kesinleşmiş ve bu kesinleşmeden itibaren 1 yıl boyunca ortak hayat yeniden kurulamamışsa fiili ayrılığa dayalı boşanma gündeme gelebilir.
Fiili Ayrılık Nedeniyle Boşanma Davasında 1 Yıl Ayrı Yaşama Şartı
Fiili ayrılık nedeniyle boşanma davasında en çok dikkat edilmesi gereken konulardan biri 1 yıllık sürenin hangi tarihten itibaren hesaplanacağıdır.
Buradaki süre herhangi bir fiili ayrılık tarihinden başlamaz. Kanunun esas aldığı tarih, önceki boşanma davasının reddine ilişkin kararın kesinleştiği tarihtir. Başka bir ifadeyle eşlerin daha önce ne kadar süredir ayrı yaşadığı tek başına belirleyici değildir.
Örneğin eşler önceki boşanma davası devam ederken zaten bir yıldır ayrı yaşıyor olabilir. Buna rağmen fiili ayrılık nedeniyle boşanma bakımından aranan 1 yıllık kanuni süre, önceki davanın açıldığı tarihten veya eşlerin ayrı yaşamaya başladıkları tarihten değil, ret kararının kesinleşmesinden itibaren değerlendirilir.
Bu süre boyunca ortak hayatın yeniden kurulamamış olması da gerekir. Dolayısıyla mesele yalnızca takvim üzerinde 1 yılın dolması değildir. Eşlerin bu dönem içerisinde evlilik birliğini sürdürme amacıyla ortak hayatı yeniden kurup kurmadıkları da incelenir.
Fiili Ayrılık Nedeniyle Boşanma İçin Önceki Davanın Reddedilmiş Olması Gerekir mi?
Evet. Fiili ayrılık nedeniyle boşanma davası açılabilmesi için daha önce açılmış ve reddedilmiş bir boşanma davasının bulunması gerekir.
Önceki davanın hangi boşanma sebebine dayandığı ise tek başına belirleyici değildir. Kanuni düzenleme, “boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış” bir davanın reddedilmiş olmasını esas almaktadır. Bu nedenle fiili ayrılığa dayalı yeni davada asıl önem taşıyan husus, önceki boşanma davasının varlığı ve sonucudur.
Önceki boşanma davasının kabul edilmesi halinde zaten boşanma gerçekleşeceğinden fiili ayrılığa dayalı yeni bir boşanma davasından söz edilmez. Önceki davanın reddedilmesi ise kanunda öngörülen sürecin başlangıç noktalarından birini oluşturur.
Ayrıca önceki boşanma davasını hangi eşin açtığı ile daha sonra fiili ayrılık nedeniyle davayı hangi eşin açtığı her zaman aynı olmak zorunda değildir. Kaynaklarda, önceki davanın eşlerden hangisi tarafından açılmış olduğunun bu açıdan belirleyici olmadığı ifade edilmektedir.
Reddedilen Boşanma Davasının Kesinleşmesi Neden Önemlidir?
Önceki boşanma davasının yalnızca reddedilmiş olması yeterli değildir. Ret kararının kesinleşmiş olması gerekir.
Bir mahkemenin boşanma davasını reddetmesi ile bu kararın kesinleşmesi aynı şey değildir. Karara karşı kanun yoluna başvurulabilecek bir dönemde karar henüz kesinleşmemiş olabilir. İstinaf veya şartları bulunuyorsa temyiz süreci de kesinleşme tarihini etkileyebilir.
Kesinleşmenin önemi özellikle 1 yıllık sürenin başlangıcında ortaya çıkar. Çünkü fiili ayrılık nedeniyle boşanma davasında aranan süre, kural olarak ret kararının verildiği günden değil, kararın kesinleştiği tarihten itibaren işlemeye başlar.
Bu nedenle yeni dava açılmadan önce önceki boşanma dosyasındaki kesinleşme tarihinin doğru şekilde belirlenmesi önemlidir. Ret kararının tarihi ile kararın kesinleştiği tarih arasında aylar bulunabilir.
Boşanma Davasının Reddinden Sonra 1 Yıllık Süre Ne Zaman Başlar?
1 yıllık süre, önceki boşanma davasının reddine ilişkin kararın kesinleştiği tarihten itibaren başlar.
Dolayısıyla sürenin başlangıcı;
eşlerin ilk kez ayrı yaşamaya başladığı tarih,
önceki boşanma davasının açıldığı tarih,
mahkemenin ret kararını verdiği tarih
değil, kural olarak ret hükmünün kesinleştiği tarihtir.
Örneğin mahkeme boşanma davasının reddine 10 Şubat tarihinde karar vermiş ancak karar 25 Nisan tarihinde kesinleşmişse, fiili ayrılık nedeniyle boşanma bakımından 1 yıllık sürenin hesabında esas alınacak tarih kural olarak 25 Nisan olacaktır.
Bu ayrım uygulamada önemlidir. Çünkü 1 yıllık süre henüz dolmadan fiili ayrılık nedeniyle dava açılması, dava şartlarının oluşup oluşmadığı yönünden sorun yaratabilir. Kaynaklarda da sürenin ret kararının kesinleşme tarihinden başladığı açıkça belirtilmektedir.
Fiili Ayrılıkta 1 Yıllık Süre Nasıl Hesaplanır?
Fiili ayrılık nedeniyle boşanma davasında 1 yıllık sürenin hesabında öncelikle önceki davanın kesinleşme tarihi tespit edilmelidir. Ardından bu tarihten itibaren kanunda öngörülen bir yıllık dönemin geçip geçmediğine bakılır.
Örneğin önceki boşanma davasının reddine ilişkin hüküm 15 Mart 2026 tarihinde kesinleşmişse, 15 Mart 2025'ten beri ayrı yaşıyor olmak tek başına yeterli değildir. Fiili ayrılığa ilişkin kanuni sürenin hesabında 15 Mart 2026 tarihindeki kesinleşme esas alınacaktır.
Bir yıllık süre aynı zamanda asgari bir süre niteliğindedir. Sürenin tamamlanmasından sonra şartların devam etmesi halinde davanın daha ileri bir tarihte açılması, sırf 1 yıllık sürenin aşılmış olması nedeniyle hakkın kaybedildiği anlamına gelmez.
Bununla birlikte 1 yıllık dönemin yalnızca matematiksel olarak tamamlanması yeterli değildir. Bu dönem boyunca ortak hayatın yeniden kurulamamış olması da gerekir. Bu nedenle süre ile ortak hayat şartı birbirinden bağımsız değerlendirilmemelidir.
Ortak Hayatın Yeniden Kurulamaması Ne Anlama Gelir?
Ortak hayatın yeniden kurulamaması, eşlerin ret kararının kesinleşmesinden sonraki 1 yıllık dönemde evlilik birliğini devam ettirme amacıyla yeniden ortak yaşam kurmamaları anlamına gelir.
Burada her görüşme veya temas, ortak hayatın yeniden kurulduğu anlamına gelmez. Eşler müşterek çocukları nedeniyle görüşebilir, zorunlu bir işlem için bir araya gelebilir veya olağanüstü bir nedenle kısa süreli temas kurabilir. Bu tür durumlarda önemli olan yalnızca tarafların fiziksel olarak bir araya gelip gelmediği değil, evlilik birliğini sürdürme iradesiyle ortak yaşamın yeniden başlatılıp başlatılmadığıdır.
Örneğin anne ve babanın müşterek çocuğun okul toplantısı için görüşmesi, tek başına ortak hayatın yeniden kurulduğunu göstermeyebilir. Buna karşılık eşlerin barışarak yeniden aynı konutta yaşamaya başlamaları ve evlilik birliğini fiilen sürdürmeleri farklı değerlendirilebilir.
Bu nedenle fiili ayrılık sürecinde ortak hayatın kurulup kurulmadığı her somut olayın özelliklerine göre değerlendirilmelidir. Gerektiğinde tanık beyanları, ikamet kayıtları, kira ve abonelik belgeleri ile diğer hukuka uygun delillerden yararlanılabilir.
Eşlerin 1 Yıl Ayrı Yaşaması Tek Başına Boşanma Sebebi midir?
Hayır. Eşlerin 1 yıl boyunca ayrı yaşamaları tek başına fiili ayrılık nedeniyle boşanma sebebi oluşturmaz ve evlilik kendiliğinden sona ermez.
Fiili ayrılık nedeniyle boşanma için öncelikle açılmış bir boşanma davasının reddedilmiş ve bu ret kararının kesinleşmiş olması gerekir. Ardından kesinleşmesinden itibaren 1 yıl geçmeli ve bu süre boyunca ortak hayat yeniden kurulamamış olmalıdır.
Bu nedenle iki durum birbirinden ayrılmalıdır:
Sadece ayrı yaşama: Eşler 1 yıl, 3 yıl veya daha uzun süre farklı yerlerde yaşayabilir. Daha önce reddedilip kesinleşmiş bir boşanma davası bulunmuyorsa yalnızca bu durum fiili ayrılık hükümlerinin uygulanması için yeterli değildir.
Kanundaki fiili ayrılık şartlarının gerçekleşmesi: Daha önce bir boşanma davası açılmış, dava reddedilmiş, ret kararı kesinleşmiş, kesinleşmesinden itibaren 1 yıl geçmiş ve bu dönemde ortak hayat yeniden kurulamamışsa fiili ayrılık nedeniyle boşanma davası gündeme gelebilir.
Ayrıca şartların oluşması eşleri otomatik olarak boşanmış hale getirmez. Evliliğin sona ermesi için eşlerden birinin dava açması ve mahkeme tarafından boşanma kararı verilmesi gerekir.
Bu nedenle “1 yıl boyunca ayrı yaşayan eşler boşanmış sayılır” veya “1 yıl ayrı yaşamak tek başına boşanma için yeterlidir” şeklindeki ifadeler Türk hukuku bakımından yanıltıcıdır. Fiili ayrılık nedeniyle boşanma davasında önceki boşanma dosyasının sonucu, kararın kesinleşme tarihi ve kesinleşmeden sonraki dönemde ortak hayatın yeniden kurulup kurulmadığı birlikte değerlendirilmelidir.
Fiili Ayrılık Nedeniyle Boşanma Davasında Kusur Önemli midir?
Fiili ayrılık nedeniyle boşanma davasında boşanmaya karar verilebilmesi bakımından belirleyici olan, eşlerden hangisinin daha kusurlu olduğu değil, kanunda aranan fiili ayrılık şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediğidir. Mahkeme öncelikle daha önce açılmış bir boşanma davasının reddedilmiş olup olmadığını, kararın kesinleşmesini, kesinleşmesinden itibaren 1 yıl geçip geçmediğini ve bu süre boyunca ortak hayatın yeniden kurulup kurulmadığını inceler.
Bu nedenle fiili ayrılık nedeniyle açılan boşanma davasında, davacının önceki olaylarda daha kusurlu olması tek başına boşanma talebinin reddedilmesi sonucunu doğurmaz. Fiili ayrılık nedeniyle boşanmanın gerçekleşebilmesi açısından esas olan kanuni koşulların birlikte bulunmasıdır.
Ancak kusurun boşanma kararı bakımından belirleyici olmaması, kusurun davadaki bütün sonuçlar açısından önemsiz olduğu anlamına gelmez. Özellikle maddi ve manevi tazminat ile yoksulluk nafakası gibi boşanmanın fer'i sonuçları bakımından tarafların kusur durumunun ayrıca değerlendirilmesi gerekebilir.
Kusur değerlendirmesinde önceki boşanma davasında ortaya çıkan olayların yanı sıra, koşullarına göre fiili ayrılık sürecinde meydana gelen davranışlar da önem taşıyabilir. Önceki boşanma davasının dosyası bu nedenle yalnızca reddedilmiş bir boşanma davası bulunduğunu göstermek açısından değil, tarafların kusur durumunun değerlendirilmesi bakımından da önem taşıyabilir.
Sonuç olarak fiili ayrılık nedeniyle boşanmaya karar verilmesi ile nafaka ve tazminata karar verilmesi birbirinden ayrılmalıdır. Boşanmanın kendisi bakımından kanuni şartlar; nafaka ve tazminat bakımından ise ilgili talebin özel koşulları ve gerektiğinde kusur durumu incelenir.
Fiili Ayrılık Nedeniyle Boşanma Davasında İspat ve Deliller
Fiili ayrılık nedeniyle boşanma davasında davacı, davanın dayandığı temel hukuki ve maddi olguları ispatlamalıdır. Özellikle reddedilmiş bir boşanma davası bulunduğu, bu davadaki ret kararının kesinleştiği, reddedilen boşanma davasının kesinleşmesinden itibaren 1 yıl geçtiği ve bu dönemde ortak hayatın yeniden kurulmadığı ortaya konulmalıdır.
Bu nedenle fiili ayrılık nedeniyle boşanma davasına sunulabilecek başlıca deliller arasında şunlar yer alabilir:
Önceki boşanma davası dosyası ve kesinleşme bilgileri,
Kesinleşme şerhli mahkeme kararı,
Tanık beyanları,
Yerleşim yeri ve adres kayıtları,
Kira sözleşmeleri,
Fatura ve abonelik kayıtları,
Banka ve kredi kartı kayıtları,
Ulaşım ve gerektiğinde konaklama kayıtları,
Ortak hayatın yeniden kurulmadığını gösterebilecek diğer hukuka uygun deliller.
Burada önemli bir ayrım bulunmaktadır. Fiili ayrılık nedeniyle açılan boşanma davasında yalnızca eşlerin farklı adreslerde kayıtlı olduklarının gösterilmesi her olayda tek başına yeterli olmayabilir. Asıl araştırılan husus, boşanma davasının kesinleşmesinden itibaren 1 yıl boyunca ortak hayatın yeniden kurulup kurulmadığıdır.
Tarafların müşterek çocuk nedeniyle görüşmesi, zorunlu bir işlem için bir araya gelmesi veya kısa süreli temas kurması ile evlilik birliğini devam ettirme amacıyla ortak hayatı yeniden kurmaları aynı anlama gelmez. Mahkeme sunulan delilleri somut olayın özelliklerine göre birlikte değerlendirir.
Ayrıca boşanma davalarında olduğu gibi burada da delillerin hukuka uygun şekilde elde edilmiş olması gerekir. Fiili ayrılık durumunun ispatlanması amacıyla hukuka aykırı yöntemlere başvurulması, ilgili delilin yargılamada kullanılabilirliği bakımından sorun doğurabilir.
Fiili Ayrılık Nedeniyle Boşanma Davasında Tanık Dinlenir mi?
Evet. Fiili ayrılık sebebiyle boşanma davasında tanık deliline başvurulabilir. Özellikle reddedilen boşanma davasının kesinleşmesinden sonraki dönemde eşlerin ortak hayatı yeniden kurup kurmadıklarının belirlenmesinde tanık anlatımları önem taşıyabilir.
Komşular, aile bireyleri veya tarafların yaşam koşullarını doğrudan bilen kişiler; eşlerin ayrı yaşayıp yaşamadıkları, hangi dönemde bir araya geldikleri ve ortak yaşamın yeniden kurulup kurulmadığı konusunda bilgi verebilir. Yüklenen kaynaklarda da fiili ayrılık durumunun ispatında tanık beyanlarının kullanılabilecek deliller arasında olduğu belirtilmektedir.
Ancak tanık anlatımlarının kişisel yorumlardan ziyade tanığın bizzat gördüğü, duyduğu veya bildiği somut olaylara dayanması önemlidir.
Örneğin “eşlerin arası zaten kötüydü” şeklindeki genel bir değerlendirme yerine; tarafların ayrı konutlarda yaşadıklarının ne zamandan beri bilindiği veya ret kararından sonraki dönemde birlikte yaşamaya dönüp dönmedikleri hakkında somut bilgi verilmesi ispat açısından daha anlamlıdır.
Tanık delili ayrıca tek başına değerlendirilmek zorunda değildir. Mahkeme tanık anlatımlarını adres kayıtları, kira sözleşmeleri ve diğer belgelerle birlikte değerlendirerek fiili ayrılık durumunun kanundaki koşulları sağlayıp sağlamadığı konusunda sonuca ulaşabilir.
Fiili Ayrılık Nedeniyle Boşanma Davasında Nafaka
Fiili ayrılık nedeniyle boşanma davalarında nafaka talep edilmesi mümkündür. Fiili ayrılığa dayalı boşanma sebebi, nafakaya ilişkin genel kuralların uygulanmasını kendiliğinden ortadan kaldırmaz.
Dava devam ederken koşulları bulunuyorsa eş veya müşterek çocuk lehine tedbir nafakası gündeme gelebilir. Boşanma kararından sonra ise müşterek çocuk için iştirak nafakası ve şartları mevcutsa eşlerden biri lehine yoksulluk nafakası söz konusu olabilir.
Yoksulluk nafakası bakımından yalnızca fiili ayrılığın gerçekleşmiş olması yeterli değildir. Nafaka talep eden eşin boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek olması ve kanunun kusura ilişkin koşullarının da somut olayda değerlendirilmesi gerekir.
Bu noktada fiili ayrılık nedeniyle boşanmaya karar verilmesi ile yoksulluk nafakasına hükmedilmesi farklı hukuki değerlendirmelerdir. Fiili ayrılık nedeniyle boşanma davasının şartları gerçekleştiğinde boşanma kararı verilebilmesi mümkünken, nafaka talebi kendi kanuni koşulları çerçevesinde ayrıca incelenir.
Çocuklar yönünden yapılacak değerlendirmede ise temel ölçüt çocuğun bakım, eğitim ve diğer ihtiyaçları ile anne ve babanın ekonomik koşullarıdır. Velayet kendisine bırakılmayan eşin çocuğun giderlerine mali gücü oranında katılması gündeme gelebilir.
Fiili Ayrılık Nedeniyle Boşanma Davasında Maddi ve Manevi Tazminat
Fiili ayrılık nedeniyle boşanma davasında maddi ve manevi tazminat talep edilebilir. Bununla birlikte fiili ayrılık nedeniyle boşanmanın gerçekleşebilmesi, tek başına tazminat hakkının da doğduğu anlamına gelmez.
Maddi tazminat bakımından Türk Medeni Kanunu'nda öngörülen koşullar çerçevesinde, boşanma yüzünden mevcut veya beklenen menfaatleri zedelenen tarafın kusur durumu ile karşı tarafın kusuru değerlendirilir.
Manevi tazminatta ise boşanmaya sebep olan olaylar nedeniyle kişilik hakkı saldırıya uğrayan tarafın talebi söz konusu olabilir. Dolayısıyla yalnızca eşlerin ayrı yaşamış olması veya boşanma kararı verilmesi, kendiliğinden manevi tazminat hakkı doğurmaz.
Fiili ayrılık nedeniyle boşanma davalarında bu değerlendirme yapılırken önceki boşanma davasında ortaya çıkan olaylar ve koşullarına göre fiili ayrılık sürecinde meydana gelen davranışlar önem kazanabilir. Yüklenen kaynaklarda da önceki davadaki kusur tespitlerinin ve ayrılık sürecindeki davranışların kusur değerlendirmesinde dikkate alınabileceği belirtilmektedir.
Örneğin hakaret, aşağılayıcı davranışlar veya kişilik haklarına yönelik diğer saldırılar manevi tazminat değerlendirmesinde önem taşıyabilir. Maddi ve manevi tazminata hükmedilip hükmedilmeyeceği ve miktarı ise her somut olayın özelliklerine göre mahkeme tarafından belirlenir.
Bu nedenle fiili ayrılık nedeniyle boşanma davasında tarafların kusuru, boşanma kararının verilmesinden çok boşanmanın mali sonuçları bakımından önem kazanabilir.
Fiili Ayrılık Nedeniyle Boşanma Davasında Velayet
Fiili ayrılık nedeniyle boşanma davasında eşlerin müşterek çocuklarının bulunması halinde mahkeme velayet konusunda da karar verir. Burada boşanmanın fiili ayrılık sebebiyle gerçekleşmesi, velayetin otomatik olarak anneye veya babaya bırakılmasını gerektirmez.
Velayet kararında temel ölçüt çocuğun üstün yararıdır.
Mahkeme çocuğun yaşı, gelişimi, eğitim ve bakım ihtiyaçları, anne ve babanın yaşam koşulları, çocukla ilişkileri ve çocuğa sağlanabilecek fiziksel ve sosyal ortam gibi somut olay bakımından önem taşıyan hususları değerlendirebilir.
Gerektiğinde sosyal inceleme raporu alınabilir. İdrak çağındaki çocuğun görüşünün alınması da gündeme gelebilir. Ancak çocuğun beyanı tek başına kararın sonucunu belirleyen bir unsur olarak değil, üstün yararıyla birlikte değerlendirilir.
Velayet kendisine bırakılmayan anne veya baba ile çocuk arasında kişisel ilişki kurulmasına da karar verilir.
Dolayısıyla fiili ayrılık nedeniyle boşanmanın şartları ile velayet değerlendirmesi birbirinden farklıdır. Fiili ayrılık boşanmanın hukuki sebebini oluştururken, velayette çocuğun üstün yararı belirleyicidir.
Fiili Ayrılık Nedeniyle Boşanma Davası Nasıl Açılır?
Fiili ayrılık nedeniyle boşanma davası açabilmek için öncelikle kanunda aranan koşulların dava tarihi itibarıyla oluşup oluşmadığı kontrol edilmelidir. Özellikle önceki boşanma davasının reddedilmiş olması, ret kararının kesinleşmesi ve reddedilen boşanma davasının kesinleşmesinden itibaren kanuni 1 yıllık sürenin geçmiş olması önemlidir.
Şartlar oluşmuşsa yetkili aile mahkemesine dava dilekçesi verilerek fiili ayrılık nedeniyle boşanma davası açılması mümkündür. Aile mahkemesinin bulunmadığı yerlerde asliye hukuk mahkemesi aile mahkemesi sıfatıyla davaya bakar.
Dava dilekçesinde özellikle önceki boşanma davasına ilişkin bilgiler, ret kararının kesinleşme tarihi ve kesinleşmesinden itibaren 1 yıl boyunca ortak hayatın yeniden kurulmadığı açık şekilde ortaya konulmalıdır. İlgili deliller de usul kurallarına uygun olarak bildirilmelidir.
Örneğin önceki boşanma davası bir mahkemenin 2024/… Esas sayılı dosyası ile boşanma davası olarak görülmüşse, bu dosyanın bilgilerine dilekçede yer verilerek mahkemeden önceki dosyanın celbi talep edilebilir. Burada “Esas sayılı dosyası ile boşanma davası” ifadesinin somut dosya numarası mevcutsa kullanılması gerekir; gerçek olmayan bir esas numarası oluşturulmamalıdır.
Mahkeme yargılama sırasında önceki dosyayı, kesinleşme tarihini ve tarafların sundukları diğer delilleri değerlendirir. Gerektiğinde tanıklar dinlenir. Sonuçta fiili ayrılık nedeniyle boşanmaya karar verilebilmesi için gerekli koşulların oluştuğu kanaatine varılırsa boşanma kararı verilebilir.
Fiili Ayrılık Nedeniyle Boşanma Davasını Hangi Eş Açabilir?
Fiili ayrılık nedeniyle boşanma davasını eşlerden herhangi biri açabilir. Yeni davayı mutlaka reddedilen önceki boşanma davasını açan eşin açması gerektiğine ilişkin bir kural bulunmamaktadır.
Örneğin evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanma talebiyle kadın tarafından açılan önceki dava reddedilmiş olabilir. Ret kararı kesinleşmiş ve kesinleşmesinden itibaren 1 yıl boyunca ortak hayat yeniden kurulamamışsa, diğer şartların da bulunması halinde sonraki fiili ayrılık nedeniyle boşanma davasını erkek eş açabilir.
Aynı şekilde önceki davayı erkek eş açmışsa sonraki davayı kadın eşin açmasına hukuken engel bulunmaz.
Bu nedenle fiili ayrılık nedeniyle boşanma davası açma hakkının değerlendirilmesinde esas olan, önceki davada kimin davacı olduğundan ziyade fiili ayrılık nedeniyle boşanma davasının şartlarının gerçekleşmiş olup olmadığıdır.
Fiili Ayrılık Sebebiyle Boşanmaya Karar Verilmesi İçin Hangi Şartlar Birlikte Bulunmalıdır?
Fiili ayrılık sebebiyle boşanmaya karar verilebilmesi için kanunda aranan şartların birlikte gerçekleşmesi gerekir. Bunlardan birinin eksik olması, fiili ayrılık sebebiyle boşanma davasında sonuca doğrudan etki edebilir.
Temel şartlar şöyledir:
Daha önce boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bir boşanma davası bulunmalıdır.
Açılmış bulunan bu boşanma davasının reddedilmiş olması gerekir.
Boşanma davasının reddine ilişkin karar kesinleşmiş olmalıdır.
Reddedilen boşanma davasının kesinleşmesinden itibaren 1 yıl geçmiş olmalıdır.
Bu 1 yıllık dönem boyunca ortak hayat yeniden kurulamamış olmalıdır.
Şartların gerçekleşmesinden sonra eşlerden biri mahkemeden boşanma talep etmelidir.
Dolayısıyla reddedilmiş bir boşanma davası bulunmadan yalnızca eşlerin yıl boyunca ayrı yaşamaları yeterli değildir. Aynı şekilde ret kararı bulunmasına rağmen henüz kesinleşmemişse veya kesinleşmesinden itibaren 1 yıl dolmamışsa kanundaki fiili ayrılık sebebinin şartları tamamlanmış olmaz.
Bu şartların gerçekleşmesi halinde kanun, ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olduğunu kabul etmektedir. Böylece eşlerden birinin istemi üzerine fiili ayrılık nedeniyle boşanmaya karar verilmesi gündeme gelir.
Buna karşılık daha önce kesinleşmiş bir boşanma davasının reddine ilişkin karar bulunmuyorsa, somut olayda şartları mevcutsa evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanma gibi başka bir genel boşanma sebebine dayanılması değerlendirilebilir.
Fiili Ayrılık Nedeniyle Boşanma Davasında Görevli ve Yetkili Mahkeme
Fiili ayrılık sebebiyle boşanma davasında görevli mahkeme aile mahkemesidir. Aile mahkemesinin kurulmadığı yerlerde ise asliye hukuk mahkemesi, aile mahkemesi sıfatıyla davaya bakar.
Yetkili mahkeme bakımından Türk Medeni Kanunu'nun boşanma ve ayrılık davalarına ilişkin yetki kuralı uygulanır. Buna göre dava, eşlerden birinin yerleşim yeri mahkemesinde veya eşlerin davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesinde açılabilir.
Fiili ayrılık nedeniyle boşanma davalarında eşler uzun zamandır farklı şehirlerde veya farklı adreslerde yaşıyor olabilir. Bu durum, son ortak konutun bulunduğu yerin her durumda tek yetkili mahkeme olduğu anlamına gelmez. Eşlerden birinin yerleşim yeri de kanunda öngörülen yetki seçeneklerinden biridir.
Örneğin fiili ayrılık nedeniyle boşanma davası açabilir durumda olan eş, somut olayda yetki şartları mevcutsa kendi yerleşim yerindeki aile mahkemesine başvurabilir. Davanın yanlış yerde açılmasından kaynaklanabilecek usuli sorunların önlenmesi açısından görev ve yetki değerlendirmesinin dava açılmadan önce somut olay özelinde yapılması önem taşır.
Sonuç olarak fiili ayrılık nedeniyle boşanma davasına ilişkin değerlendirme yalnızca “eşler ne kadar zamandır ayrı?” sorusuna indirgenmemelidir. Boşanma davasının reddedilmiş olması, kararın kesinleşmesi, kesinleşmesinden itibaren 1 yıl geçmesi ve bu süre içerisinde ortak hayatın yeniden kurulamaması fiili ayrılığa dayalı boşanmanın temelini oluşturur. Nafaka, maddi ve manevi tazminat ile velayet gibi sonuçlar ise kendi kanuni şartları çerçevesinde ayrıca değerlendirilir.
